Men pirimi hak bilirem,
Yoluna gurban oluram,
Dün doğdum bugün ölürem,
Ölen gelsin işte meydan
Türk'ün kılıcıyla biçimlenmiş bu
dünyada sadece 37 yıl yaşamış ,
çağının savaşçısı , hükümdarı ,
edebiyatçısı , siyasetçisi , din
adamı olmuş ve Türk tarihinde
tartışmasız yüksekliğe ermiş Şah
İsmail'in hayatını anlatmak
güçtür. Onun gibi bir Türk
hükümdarı hakkında yazmak ,
bilim ve her şeyden önce millî
vicdan sahibi tarihçilerin
işidir. Millî vicdandan mahrum
kalmışların ellerinde yazılan
Türk tarihi , facia haline
gelmekte ve Türklüğü birbirinden
ayırmaktadır. Benim Şah İsmail
Hatayi hakkında yazmamın sebebi
, böyle yüce bir Türk hükümdarı
hakkında sahte imzalar veya
imzasız olarak yazılıp çizilen
hakaretlere artık bir dur demek
ve aleyhinde yapılan bütün bu
kötü propagandanın yanlışlığını
ispat etmek içindir. Türk
milleti , mâzideki hiçbir
hükümdarına dil uzattırmayacak ,
uzatanlarla cebelleşecektir.
Onun gibi bir Türk hükümdarı
ancak saygı ve rahmetle
anılmalıdır. Geçmişine söven ,
tarihini inkar eden , mâzideki
kahramanları yerenler ancak
beynelmilellerdir. Devşirmelerin
düşmanlığını fazlasıyla kazanan
Şah İsmailin bugünkü torunları
Alevi inançlı Türkler ,
pirlerine , hükümdarlarına
duydukları sevgi ve sadakatin
bedelini uğradıkları
hakaretlerle ödemeye devam
ediyorlar. Geçmişte canlarıyla
ödemişlerdi. Halen halk arasında
dolaşan çirkin ve asılsız ,
hayal ürünü hikayeler herkesin
malumudur..Şah İsmailin
torunlarına yönelen düşman oklar
, sadece onları vurmakla kâfi
kalmıyor, 481 yıl önce Tanrısına
kavuşmuş Hatayinin anısına da
uzanıyor. Nasıl bir gaflettir !
Nasıl bir densizliktir ! 481 yıl
önce bu dünyadan göçmüş , gitmiş
, giderken ardında Azerbaycan
topraklarını emanet , İranı
yadigar bırakmış büyük Türk
başbuğuna dille , sözle , çirkin
yermelerle saldıran çirkefler
var. Hangi Türk atasına
sövebilir ? Bunu yapabilen biri
Türk olduğunu iddia edebilir mi
? Mâzi sövülmek için değil ,
şeref duymak içindir. Kökümüz ,
mâzimizde bütün azametiyle
parıldarken bizim ona sırt
çevirmemiz , geleceğimizi
kaybetmekle aynı anlama
gelir..Türk tarih tezinde
birtakım hatalar vardır. Orta
Asya Türk tarihi Çinlilerin
günlükleri ile açığa çıkarken ,
Anadolu topraklarındaki
tarihimizde İran , Bizans
kaynaklarından yazılmış , hatta
devşirmelerin eliyle
değiştirildiği bile olmuştur.
Böyle olduğunun en büyük
alametlerinden biri de şudur :
bazı değersiz kimseler
yüceltilirken , değeri ulu
Türkler yerilmiş , hatta günah
keçisi ilan edilmiş , ardından
sövülür hale gelmiştir.. Türk
tarihinde hükümdarlar arasında
taraf tutulmamalıdır. Türk
padişahlarının yanlışları
üzerinde tartışılabilir , ders
alınması için. Ama hakaret asla
edilemez , saf tutulamaz , ayrım
yapılamaz. Şah İsmail , Türk
dünyasının en görkemli
hükümdarlarından biri olarak
mâzinin şeref aynasından bize
bakıyor. Onu tanımamız için ,
ona lâyık olmamız için bizden
görev bekliyor. Onu tanımak ve
lâyık olmak , Türklüğü tanımak
ve Türklüğe lâyık olmaktır..
Şah İsmail Hatayi , Erdebil Türk
beyliğine bağlı Şeyh Seyfettin
Erdebili'nin torunu olarak 1487
yılında Haydar erden olma ,
Halime Begüm Alemşah kadından
doğma olarak dünyaya gelmiştir.
Şeyh Seyfettin Erdebili ,
1252-1334 tarihleri arasında
yaşamış bir İslâm bilginidir.
İslâm bilgini olduğu kadar ,
devrinde şöhreti halk arasında
yayılmış , saygıyla yad edilmiş
devlet adamı kimliğini de
sahiptir. Onun soyundan gelen
Şeyh Haydar , bugünkü Anadolu
Türk Aleviliğinin kurucusu
sayılır. Anadolu , Horasan ,
İran ve Iraktaki Türkmenleri
istikrarlıca örgütlemiş ,
kendine tabi etmiştir. Günümüze
kadar akan uygulamalarından biri
, kendi tebâsını rahatlıkla
tanıyabilmek için başlarına
Kızıl başlıklar taktırmasıdır.
Böylelikle başlarına kızıl
başlıklar takan Türkler , Şeyh
Haydarın askerleri olduklarını
belli ederlerdi. İşte bugünkü
Kızılbaş denilen Türkler ,
Haydarın yani Şah İsmailin
babasının ordusudur. Halime
Begüm hanım ise , Akkoyunlu
devletinin son hükümdarı Uzun
Hasan'ın kızıdır.
1493 yılında , Şah İsmailin
babası bugünkü Horasan'ın Şirvan
bölgesinde hüküm süren Sultan
Yakup'un ordusuyla yaptığı
savaşta öldürüldü. Horasan ,
Orta Asyadan gelen Türklerin
uğrak yeri olarak saldırıya açık
ve gayette cazipti. Buranın cezp
edici koşulları , Türkler
arasında kanlı savaşlara neden
oluyordu. 13.yüzyılda da bu
topraklar uğruna savaşlar sürmüş
, ancak yabancı eline geçişi
Koloner Pesyanın mücadelesi
sonunda olmuştur. Pesyan ,
Horasanı ölümüne savunmuşsa da
, Fars ordularınca bozguna
uğratılmıştı. Şeyh Haydarın
öldürülmesinden sonra Yakubun
askerleri , ardından gelecek
kimseyi bırakmamak için Şah
İsmailin ve annesinin peşine
düştüler. Annesi Begüm hanımla
birlikte kaçan Şah İsmail , Ata
dergahında babasının
müridlerince koruma altına
alındı. Burada din bilgileriyle
olduğu kadar savaş sanatının
incelikleriyle de yetiştirilen
küçük Şah , 13 yaşına geldiğinde
Şirvan'a giderek babasının öcünü
aldı. Babasını öldüren Sultan
Yakup'un komutanı Ferrah Yaser'i
öldürerek Şirvan topraklarını
ele geçirdi. Horasanda hâkim
oldu. 14 yaşında bugünkü
Azerbaycan topraklarını , 15
yaşında Tebriz'i ele geçirip ,
ölümsüz ünvanı ŞAHlığı aldı.
Henüz 15 yaşında , bugünkü
Diyarbakır'dan Hindistan'a kadar
tanınan , hürmet gösterilen ,
umut bağlanan genç bir hükümdar
olmuştu.
Şah geldi araya
Hakka niyaz ederken
Bir engel düştü araya
Hakkın kapısından girdim
Kendi vücudumu gördüm
Marifet kazanın kurdum
Aşkı kaynatan küreye
Muhabbet haslar hasıymış
Etmeyen Hakkın nesiymiş
Sevgi Hak sevgisi imiş
Erenler ne der buraya
Hele kuşatın düşürdüm
Fırkat kazanın taşırdım
Marifet aşın pişirdim
Tuzun tattırdım bereye
Hatayi der ihtiyarsız
Neyleyim dünyayı yarsız
Ol alemden bihabersiz
Tuz ekmek ister yaraya
ŞAH İSMAİL
Karayülük Osman beyin kurduğu ,
Oğuz Türklerinin Bayındır koluna
mensup oymaktan olan Akkoyunlu
Türk devletini dağıtmış , Irak
topraklarına hükmetmiş , İran'ı
tamamen ele geçirmişti.
Akkoyunlu Türk devletinin
tarihteki tablosu , güçlü
Türkmen devleti olarak
karşımızda durmaktadır. Son
hükümdarı olan Uzun Hasan ,
Akkoyunlular devletinin eşsiz
mimarıdır. Uzun Hasan 1423
yılında Diyarbakır'da doğmuş ve
Doğu Anadolu , Kafkasya , İran
ve Irak topraklarında hüküm
sürmüştür . Fatih Sultan Mehmet
Han ile 11 Ağustos 1473
tarihinde Otlukbeli mevkiinde
yaptığı Otlukbeli savaşında
yenilerek Tebriz'e geçmiştir.
Şah İsmail Hatayi'nin kurduğu ,
sınırları Hindistan'a kadar
varan devletin adı SAFAVİ
İMPARATORLUĞU'dur. Safavi
sözcüğü kaynağını , Şah
İsmailin soyunun geldiği atası
ŞEYH SEYFETTİN ERDEBİLİ'den
alır. Ona ithafen de tebâsına
SAFAVİLER denilmiştir. Doğunun
en büyük imparatorluğu Safavi
Türk İmparatorluğunun içinde
hâkim güç Türktü ancak
Farslarda Türklerle beraber
yaşamışlardı. Türk dili resmi
dil olduğundan Fars dili devlet
dili haline gelmemişti. İran
toprakları üzerinde Farsların
varlığı , tarihi tespitlere göre
en fazla 2500 yıl önceye
dayanmaktadır. Farslar ve
değişik kolları Türklerle
birlikte yaşamışlar , ancak
etnik olarak görünmez sınırlarla
ayrılmış olduklarından Türkleri
eritememişlerdir. İran üzerinde
Türklerin varlığı ise 9000 yıl
önceye gitmekte , bunu
açıklayanda Prof.Dr Muhammed
Tagi Zehtabi ve ölmez eser İran
Türklerinin Tarihi adlı
bilimsel eseridir..Zehtabiden
başka en önemli tarihçi bizim
için Fars asıllı Nasir
Purpirardır. Önemlidir çünkü o
bir Farstır ve bir Fars olarak
, İran Türklerinin hakkını
yememiş , gerçekleri
saklamamıştır. Nasir Purpirarın
dört ciltlik 12 Asır sessizlik
adlı tarihi eseri , İran İslâm
Cumhuriyetinde infial uyandırmış
, adeta yer yerinden oynamıştır.
Gözaltına alınan ve sorgulanan
Purpirara ağır eziyet
çektirilmiş ve hain ilân
edilmiştir. Dürüst tarihçilerin
inkar etmediği İran üzerindeki
Türk varlığı böylesine
haşmetliyken , ne yazık ki Şah
İsmailin torunları en az
tanınan Türk topluluklarından
biri olarak yabancı hâkimiyeti
altında asimile edilmektedir..
Büyük hükümdarın Tebrize
girdiğinde ilk işi on iki imam
için hutbe okutmak olmuştur. Bu
onun dini kimliğine bağlılığının
ifadesidir. Safavi hükümdarı Şii
mezhebinin sarsılmaz direği
olarak Şii İslâm anlayışını
şekillendirmiştir. Anadolu
topraklarındaki Alevi inançlı
Türklerin devşirmeler tarafından
katledilmesi , onlardan
bazılarının Şah İsmail'e
sığınmalarına neden olmuştu.
Kaçamayanlarsa devşirme Osmanlı
paşalarının kılıcından geçerek
yok edilmişti. Büyük Türk
imparatoru Şah İsmail her zaman
Türkten yana olmuş ve bu
sebeple Osmanlı imparatorluğunun
yöneticilerinden devşirilmiş
olanlarla bitmez tükenmez
sorunlar yaşamıştı. Gayri
Türklerin Müslümanlığı tercih
ettikleri takdirde kollanmaları
, haliyle Türk soykırımına
davetiye çıkarıyordu.
Şah İsmaile günümüzde bile
güdülen düşmanlığın temelinde
devşirmelerin nesilden nesile
aktardığı Türk düşmanlığı
yatmakta. Sünni İslâm yorumunun
temsilcisi konumda duran Osmanlı
İmparatorluğunun bağrına bastığı
etnisite açısından Türk
olmayanların güdülediği Şah
İsmail düşmanlığı , seciyesiz
kesimlerin elinde ne yazık ki
bayraklaştırılarak
aktarılmaktadır. 13 yaşında
babasının intikamını alan , 15
yaşında topraklar fetih eden
böyle bir Türk hükümdarına
yapılan hakaretlerin temelinde
yatan Türk düşmanlığı artık
ürkütücü hale gelmiştir. Bazı
kendini bilmez tarihçilerin
elinde yazılan Safavi
imparatorluğunun tarihi konumu
kesinlikle doğruluk payından
uzaklaşmış , öyle ki
saptırdıkları yanlı tarih
yazıcılığıyla işledikleri
cinayetin farkında bile
olmamaktadırlar. Veya
farkındalardır , bilerek ,
kasıtlı olarak çirkin
saldırılarını sürdürmektedirler.
Benim bu seciyesizlere tavsiyem
, Şah İsmaili ağızlarına
alırken onun yanında kocaman bir
hiçten başka bir şey
olamayacaklarını
hatırlamalarıdır.
Ela gözlü pirim geldi
Duyan gelsin iste meydan
Dört kapıyı kırk makamı
Bilen gelsin iste meydan
Hudey hudey dostlar hudey
Hudey hudey canlar hudey
Ben pirimi hak bilirim
Yoluna canim veririm
Dün doğdum bugün ölürüm
Ölen gelsin iste meydan
Hudey hudey dostlar hudey
Hudey hudey canlar hudey
Bağ olan yerde bağ olur
Gül olan yerde hav olur
Bu sitemler çok zor olur
Çeken gelsin iste meydan
Hudey hudey dostlar hudey
Hudey hudey canlar hudey
Sah Hatayi der sırrını
Ortaya koymuş serini
Nesimi gibi derisin
Yüzen gelsin iste meydan
Hudey hudey dostlar hudey
Hudey hudey canlar hudey
Cemal Şener
Osmanlı Türklerinden başka Özbek
Türkleriyle de savaşan hükümdar
, bu savaşı kazanmış ve henüz 23
yaşındayken Özbek hanı Muhammed
Şeybani Han'ı öldürerek toprak
bütünlüğünü korumuştu.
Özbeklerin Horasana
saldırmaları savaş sebebidir.
Bir diğer , Türk'ün Türkle
savaşması olan Çaldıran savaşı ,
kardeş kavgası olarak tarihteki
yerini korumaktadır. 23 Ağustos
1514 tarihinde Yavuz Sultan
Selim ve Şah İsmail ,
ordularıyla birlikte savaşa
tutuştular. Çaldıran ovasında
yapılan savaş pek kanlı geçti.
Osmanlı ordusunun iyi donanımlı
olması , ateşli silâhlarla
kuşanmış olması savaşın
kaybedilmesine neden olmuştur.
Türk orduları arasında olan
savaşlarda kazanan veya
kaybedenin olması söz konu
olamaz. Kazanç ve kayıp çetelesi
ancak düşman ordularıyla yapılan
savaşlarda tutulur. Bu sebeple ,
Şah İsmail orduları yenildi
yerine , düşmanlar sevindi demek
en doğrusu olacaktır..
Safavi Türk İmparatorluğunun
Hükümdarları sırasıyla
1524 1. Tahmasb
1576 2.Şah İsmail
1578 Muhammed Hudabende
1588 1. Şah Abbas
1629 I. Safî
1642 II. Abbas
1666 II. Safî - 1.Süleyman
1694 I. Hüseyin
1722 II. Tahmasb
1732 III. Abbas
1749 II. Süleymân
1750 III. İsmâil
1753 II. Hüseyin
1786 Muhammed
Nadir Şah - Avşarlar
Fars işgali
Türk siyasi sınırlarına ;
bugünkü Fars hakimiyetine geçmiş
İran topraklarını da dahil
ederek doğunun hakimi olmuş ,
Türk dilinde yazdığı şiirleri
ile edebiyatta sarsılmaz kale
olmuş , Şii ve Alevi inançlı
Türklerin piri Şah İsmail ,
bütün çirkin saldırılara , bütün
yalanlara , bütün adiliklere
karşı dimdik duracak , ona
hakaret edenler tarihte iz
bırakamadan silinip gidecekler
ama o sonsuza kadar , hainliğe ,
vefasızlığa , Türk düşmanlığına
karşı ibretle ışıldamaya devam
edecektir.
Şah İsmailin hükümdarlıktan ,
komutanlıktan başka bir diğer
üstün vasfı da edebiyatçılığı ,
şairliğidir. Türk dilinin üstadı
olan büyük hükümdar , Türk
diline ihanet etmemiş , onu
geriye atmamıştır. Devlet
hazinesi gibi tebâsının
yüreğinde yaşatmış , dilinde
söylendirmiştir. Sadece
dilciliği ve şairliği bile onu
hürmetle yad etmeye yeter..Divan
ve Dekname adında kitapları
vardır. Türkçeden başka dil
kullanmamış ve kullandırmamış ,
yabancı milletlerin dillerine
özenmemiştir. Şiirlerindeki dil
bugün bile güncelliğini
yitirmemiş , akışkanlığı ,
canlılığı , fikri yönüyle en
nadide eserler olarak
anılmaktadır.
Efsane hükümdar 1524 yılında
Azerbaycan'da vefat etti. 37
yıllık kısa yaşamında Türklüğün
adını yüceltme ülküsünden bir an
feragat etmeden saltanat sürdü.
Türbesi Erdebildedir. Erdebil ,
bugün İran İslâm Cumhuriyeti
devletinin Fars hâkimiyeti
altındaki ezeli Türk şehridir.
Şah İsmailin Ata ocağında bugün
Fars bayrağı yellenmekte ,
kaybedilmiş Türk topraklarının
üzerini Farslar çiğnemektedir..
Türk oğlu uyuma !.
Yetmedi mi uyuduğun ?
Toprakların işgal edildi ,
yabancı soylar elinde viran
edildi.
Koş doğuya , daha doğuya !...
Müge Çetinkaya 24.12.2005